Bugün 13 Mayıs, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük işçi katliamının, Soma Katliamı’nın 11. yıl dönümü. 11 yıllık yas, keder, acı ve 11 yıllık kesintisiz mücadeleler… İşte bugün buradayız, bir kez daha bir aradayız ve katillerin karşısına dikiliyoruz.
Bugüne kadar çok defa karşılaştık 301’in katilleriyle. 13 Mayıs’a giden süreçte rödovanslı sahalarla, teşviklerle, denetimsizlikle, devlet desteğiyle üretim baskısını artıranlar katildir.
İşçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini hiçe sayan, üç kuruşa uzun saatler boyunca işçileri kölece çalışmaya zorlayan, bizim canımız kanımız emeğimiz üzerinden devasa servetler biriktiren patron takımı katildir.
İşçilerin can korkusunu ve şikayetlerini perdeleyen, onları patronların iki dudağı arasına terk eden, bunu yapmak için aidat yağmasıyla semirip zenginleşen sarı sendikacı şebekeleri katildir.
Madeni denetlemeyen, eksikleri görmezden gelen, katliamdan 47 gün önce gelip “eksik yoktur” raporları tutan müfettişler katildir.
301’in katillerini yargılamayan, yargıladığına ceza vermeyen, ceza verdiğine hapis yatırmayan mahkemeler katildir.
“Ben memurumu yargılatmam” diye müfettişleri saklayanlar, katillere ceza veren mahkeme heyetlerini sürgüne yollayanlar, ölümü madencinin kaderinden ve fıtratından görenler katildir.
Kardeşler,
Bu katiller; holdingler büyüdükçe büyüsün, işçiler ezildikçe ezilsin diye gözlerini bile kırpmadan yapıyorlar bunları. Soma’dan sonra Kozlu’da, Ermenek’te, Amasra’da, İliç’te, Hendek’te, Gayrettepe’de ve daha adını sayamadığımız her yerde, her gün, işçi öldürüyorlar. Sonra buna “kaza” diyelim istiyorlar. Böyle her saniye kaza mı olur? Holdingler; yasamasıyla, yürütmesiyle, yargısıyla, medya organıyla, taraftar grubuyla, mafyasıyla, siyasi partisiyle, sivil toplum kuruluşuyla, sarı sendikasıyla, insan kaynaklarıyla ve özel güvenlikleriyle; yani her şeyiyle organize bir suç örgütüdür. Böyle hareket ediyorlar.
Onlar bizi köle olarak görürler. İşe biraz geç kalınca maaşımızdan keserler ama fazla mesaiye kalınca ücretimizi ödemezler. Ücret zammı istersek tehdit ederler. İş kazası geçirirsek başlarını belaya soktuğumuz için bizi azarlarlar. İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini masraf görüp almazlar ama her saniyemizi denetlemek için her yeri kameralarla donatır, üstümüze çip takarlar. Her türlü baskıyı ve mobbingi yapar, her türlü küfrü ve hakareti ederler ama sesi biraz yüksek çıkan işçiyi korumalarına dövdürürler. Tazminatlarımıza çöker, maaşlarımızı yarım yatırır, “ahlaksızlık” koduyla bize iftira atarlar. Onlar kanun, yasa, Anayasa, mahkeme kararı, toplu iş sözleşmesi tanımazlar ama biz hakkımızı isteyince yıllarca sürüneceğimizi bildikleri için “Git mahkemeye! Dava aç!” derler. Grev yaparsak, kendi mücadeleci sendikalarımıza üye olursak işten atarlar. Onlar kendilerini yeryüzünün, gökyüzünün, tüm dünya nimetlerinin sahibi olarak görürler ve günümüz gelince biz fanileri elleriyle ölüme gönderirler.
İşte etrafımızda olan biten, işte bütün bu tantana; bu düzen böyle sürüp gitsin, kimse kafasını kaldırmasın diyedir.
11 yılda öfkemiz diner sandılar. Adalet mücadelemiz biter, unutulur sandılar. Unutmadık, affetmedik. Soma Katliamı davasında 10 yıl sonra yargılanmaya başlanan müfettişlere verilen 5-6 aylık ödül gibi cezalarla yarası kanatılan ailelerimizin yüzü bize bakıyor. Bugün davası görülen Hendek Katliamı’nda hayatını kaybeden kardeşlerimizin yüzü bize bakıyor. Daha geçen gün 10 yıldır alamadığı tazminatını almak için gittiği Çalık Holding önünde dövülen ve hayatını kaybeden Erol Eğrek’in yüzü bize bakıyor.
Arkadaşlar,
Bugün yalnızca iki taraf vardır: Ya onlar ya biz!
Ya Soma AŞ gibi holdinglerin, katliamdan sağ kurtulan madencilere yaptığı gibi tazminatlarımıza çökmelerine izin vereceğiz ya da madencilerin ölümsüz önderleri Tahir Çetin ve Ali Faik İnter gibi can bedel haklarımız için mücadele edeceğiz.
Ya patronlara birkaç yıl, müfettişlere birkaç aylık ödül gibi cezalar veren mahkeme kararlarına biat edeceğiz ya da Somalı, Hendekli aileler gibi adalet mücadelemizi büyüteceğiz.
Ya İliç’te 9 madenciyi siyanürlü toprak altında bırakan Anagold gibi holdinglerin, onların İstanbul’da da 10 yıllık hakkını isteyen işçiyi öldürten ortakları Çalık Holding gibilerin yaptıklarına göz yumacağız ya da hesabımız görmek için bir araya geleceğiz.
Ya patron-vekillerin yurttaşlık masallarına inanacağız ya kendi mücadele yoldaşlığımıza güveneceğiz.
13 Mayıs 2025’ten, sesimizin ulaştığı herkese diyoruz ki: Başka seçenek kalmamıştır, ya onlar ya biz!
Emekçi halkımız,
301’i unutmamanın, unutturmamanın yolu bugün mücadeleye sahip çıkmak; her madende, her fabrikada, her depoda, her inşaatta, her atölyede, her ofiste mücadeleye daha sıkı sarılmaktan geçiyor. 301’e sözümüz, bağlılığımız, mücadele kararlılığımızdır. Biz üstümüze düşen görevleri yerine getireceğimizin sözünü veriyoruz. 301’in hatırası önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz. 301’i unutma, unutturma, mücadelene sahip çık!
